|
Mart 2010
Üçlemenin Sonu Hayatın Başı: BAL (S.KaplanoÄŸlu ile röpörtaj)
Jülide Karahan - Skylife
ÜÇLEMENİN SONU, HAYATIN BAÅžI: BAL
Semih KaplanoÄŸlu, 'Yusuf Üçlemesi'nin son filmi 'Bal'la 60. Berlin Film Festivali'nde 'Altın Ayı' aldı. Yönetmenle; 'Bal'ı, 'Üçleme'yi ve bizzat kendisini konuÅŸtuk...
Belki de hissetmiÅŸtik. Festivale sayılı gün kala Semih KaplanoÄŸlu ile TeÅŸvikiye'deki ofisinde buluÅŸtuk. Biz 'neden olmasın' dedikçe O, 'bir ihtimal' dedi ve ekledi: “Filme güveniyorum ama rakipler çok güçlü...” Ve ihtimal gerçek oldu. Bal, 60. Berlin Film Festivali'nde 'Altın Ayı' aldı.
İçinize sindi mi?
İyi oldu. Bal; hem çekim, hem post prodüksiyon yönünden benim ideal ÅŸartlara eriÅŸtiÄŸim bir film oldu. Üçlüyü düÅŸününce en yoÄŸun çalışma ve emeÄŸi Bal'da sarf ettik. Mesela Sanat Yönetmeni Naz Erayda ile üçüncü filmimizdi bu ve Naz ilk defa benim gerçekten ne yapmak istediÄŸimi anladı. Rüyalarla gerçeÄŸin iç içe geçiÅŸini ve yapmak istediÄŸimin aslında tam da bu olduÄŸunu...
Filmde dünyayı altı yaşında bir çocuÄŸun bakışından mı göreceÄŸiz yoksa o çocuÄŸa büyük halimizle biz mi bakacağız?
Bal, rüyaların payının olduÄŸu bir film. ÇocuÄŸun dünyayı algılaması sadece nesnel duyumlar deÄŸil, rüyalardan da besleniyor. BaÅŸrolünde çocuk olan filmlerde çocuk duygusunu buluruz genelde ama bu filmde baÅŸka bir durum var. Rüyalar da bize bir ÅŸeyler söylüyor. Rüya, gerçeklik, çocukluk, yoÄŸun bir doÄŸa, o doÄŸanın içindeki hayat, mücadele... Bütün bunların bir ahengi var filmin içinde ve bu, filmin duygusunu güçlendiriyor. Bal, aynı zamanda Hz. Yusuf ile babası Hz. Yakup'un kıssalarına deÄŸiyor. Üçlemenin ilk iki filmi 'Yumurta' ve 'Süt' ile birlikte düÅŸünüldüÄŸündeyse baÅŸka bir ÅŸey çıkıyor ortaya. Ama baÄŸlantılar keskin ve net deÄŸil. ÇocukluÄŸumuzu hatırladığımızda bugün ile çocukluÄŸumuz arasındaki baÄŸlantının yüzeyde ve görünür olduÄŸunu söyleyemeyiz. İnsanın kendini keÅŸfi net ve görünür deÄŸildir.
Sizin kendinizi keÅŸfiniz için ne söyleyebiliriz?
Ne söyleyebilirim ki... İnsanın kendini keÅŸfi nefsin faydasızlığını fark etmesiyle baÅŸlıyor. Fıtri keÅŸfe giden yol; insanın dünyada nedensiz bir ÅŸekilde olmadığını anlaması, öÄŸrenmesi, tecrübe etmesi ve buna inanmasıyla ilerliyor. İnanmakla, hatırlamakla, anlamakla, düÅŸünmekle, en önemlisi tefekkür etmekle... Sonuçta bütün uÄŸraÅŸ sevgili olmak için. O'na olan sevgiyi, baÄŸlılığı göstermek ve O'nun mevcudiyetini baÅŸkalarına da hissettirmek için...
'Åžu olay, ÅŸu film, ÅŸu kitap, ÅŸu cümle... Karşıma çıkmasaydı filmlerim böyle olmazdı, hatta belki hiç olmazdı.' BoÅŸluÄŸu nasıl doldurursunuz?
1985 ya da 86'da küçük bir beta max kasetten Tarkovski'nin 'Ayna'sını izlemiÅŸtim. Gençtim, sinema okumuÅŸtum, bir sürü film izlemiÅŸtim ama 'Ayna'nın etkisi ve bana verdiÄŸi duygu, film yapma niyetimin fiiliyata dökülmesinde en büyük itici güç oldu. O filmde sinemanın aslında baÅŸka türlü bir sanat, tamamen manevi bir ÅŸey olduÄŸunu gördüm.
İlk filminiz 'Herkes Kendi Evinde'nin ardından gittikçe sadeleÅŸen bir sinema diliyle karşı karşıyayız. Yaptıkça ne yapmak istediÄŸinizi daha iyi mi anlıyorsunuz?
Aslında ana kaynak ÅŸiir. Hani ÅŸu olay, ÅŸu film, ÅŸu kitap, ÅŸu cümle diye sormuÅŸtunuz ya; ÅŸiir bana bütün yolu açtı. BitmiÅŸ bir ÅŸiir tamdır ve bir virgül bile ona fazla gelir. Åžiirde kelimelerden oluÅŸmuÅŸ bir ahenk vardır ve o kelimeler aslında dile karşıdır. Çünkü dil, konuÅŸmak demek; yani bizi birbirimizden ve kendimizden ayıran ÅŸey. Dilin mahkûmiyetinden kurtulmak önemli. Resim, dilin mahkûmiyetinden bizi kurtarır; sinema ve ÅŸiir de keza... Sayfalarca yazıyı üç satırlık ÅŸiir karşılar.SadeleÅŸme, benim sinemayla iliÅŸkimde ÅŸiirden edindiÄŸim yegâne disiplindir.
Kelimeleri bırakmak düÅŸünceyi kalbe yönlendiriyor diyebilir miyiz?
SadeleÅŸmenin bir yönünde iÅŸte bu var. Önemli olan sinemanın kendisi, bütünlüÄŸü ve insanın kalbi ile ruhuna ulaÅŸabilirliÄŸi. Gözüne, kulağına deÄŸil sadece... Gözümüzle de görsek kalbimizle göremediÄŸimiz sürece gözümüzle gördüÄŸümüz ÅŸeyi aslında göremeyiz. Sanat kalple ilgilidir. Bu nedenle çok dengeli ve hassas terazilerle ölçülüp yapılması gerekir. Hikâye, senaryo, görüntü, ses ve diÄŸerleri ahenk ve uyum içinde olmalı. Ayrıştırılamayacak hale gelmeli bunlar. Ancak o zaman filme dair bir duygu ortaya çıkıyor. Bizim sanatımızda sadeleÅŸme, malzemede yoÄŸunlaÅŸma ve derinleÅŸme vardır. Benim yapmaya çalıştığım da kendi medeniyetimizin, kültürümüzün, hayat deneyimimizin sinemadaki karşılığına gitmek ve bunu kalbi ve manevi boyutta yapmak. Bu yola girdinizde kendiliÄŸinden sadeleÅŸiyor film.
YavaÅŸlıyor bir de. Milan Kundera 'YavaÅŸlık'ta yavaÅŸlık ile hatırlama, hız ile unutma arasında gizli bir iliÅŸki olduÄŸunu söyler: “Bir ÅŸey hatırlamak isteyen kimse yürüyüÅŸünü yavaÅŸlatır. Buna karşılık, az önce yaÅŸadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan kiÅŸi hızlanır.” Filmlerinizdeki yavaÅŸlık bize neleri hatırlatmak istiyor?
Biz zamanı idrak eden tek canlıyız. Meseleye böyle bakıp sinemanın hammaddesinin zaman olduÄŸunu düÅŸündüÄŸümüzde ister istemez hız ve yavaÅŸlık, parçalama ve yoÄŸunlaÅŸtırma, uzatma ve derinleÅŸtirme yol ayrımlarına giriyoruz. Günümüz sineması çok hızlı, zamanı unutturmaya çalışıyor. Hız demek ayrıntıyı, detayı, derinliÄŸi ortadan kaldırıp yatay olarak ilerlemek demek. Bizim medeniyetimizde zaman çok önemli. BeÅŸ vakit var bir kere. O vakitlerin hatırlattıkları var. Sanatın manevi bir yanı olması, bizi yükseltmesi, duygularımızı ve kalbimizi açması gerekiyor.
Filme mekân ararken Toroslar'ı dolaÅŸmış, Bolu taraflarına bakmış, sonunda ÇamlıhemÅŸin'e gelmiÅŸ ve küçük Yusuf'u, yani Bora'yı bulmuÅŸsunuz. 20 gün önce gelseniz bulamayacakmışsınız üstelik. Bu tür tesadüf deÄŸil de tevafuklar hayatınızda nasıl bir yerde?
Evet, tevafuk. Mekân olarak yoÄŸun bir doÄŸa arıyordum, insanın yürümesinin bile zor olduÄŸu... Çok dolaÅŸtım. İstediÄŸim alanı Artvin bölgesinde, Gürcistan sınırında buldum. İzin sorunları yaÅŸandı, olmadı. Aslında bazı ÅŸeyleri çok zorlamamak gerekiyor. ÇamlıhemÅŸin'de çocuk arıyorduk. Arabayla giderken bisiklette gördüm Bora'yı. Durdum, indim, konuÅŸtuk. Birkaç yıl önce İzmir'e göç etmiÅŸ bir ailenin çocuÄŸuydu. Aile İzmir'den ÇamlıhemÅŸin'e 20 gün önce geri dönmüÅŸtü. 20 gün önce gitsem onu bulamayacaktım. Ne diyeyim... Bora çok duyarlı bir çocuk. Üçleme'deki diÄŸer Yusuf'ları tamamladı. İstedi, hissetti, nasıl oldu bilmiyorum, bir ÅŸeyler oldu ve tamamladı. Sabırla... Sekiz hafta çekim yaptık, çocuk tüm yaz tatilini bizimle geçirdi. DaÄŸlara çıktı, indi, konuÅŸtu, yürüdü, gık demedi. Bu filmin bu film olmasında en büyük pay onun.
Üçleme bitti. Uzun bir yolculuktu. Semih KaplanoÄŸlu sineması ÅŸimdi ne yönde ilerleyecek?
Yusuf Üçlemesi beÅŸ yıl hiç ara vermeden süren bir çalışmaydı. Bundan sonrası için henüz bir kararım yok ama tarihi figürlerle ilgili düÅŸüncelerim var, mesela Abdülhamit'in karakteri çok ilgimi çekiyor. Onun hakkında bir ÅŸey yapabilirim. Sonra Süleymaniye ile ilgili... Mesela Sülemaniye'de beÅŸ vakit gibi. Bu arada 'Türkiye'nin Ruhu' hâlâ masada. Ne yapacağım benim için de soru iÅŸareti ama nasıl yapacağım belli. Kararlarımızı hep kendimiz vermiyoruz. Bakalım... |