EnglishAnasayfa
 
News
Synopsis
Trailer
Director
Credits
Technical Info
Awards
Press
Photographs
Awards
Releases
DVD
Copyright Kaplan Film Production © 2009

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ /BASIN

20/4/2005
SERİN MELEK
Haydar Ergülen / Radikal

Semih Kaplanoğlu'nu çoğumuz, Radikal'de yıllar önce bir gün ansızın kesiverdiği
'Karşılaşmalar' başlıklı unutulmaz yazılarıyla tanıdık. Onlar, Semih'in inemacılığını,
şairliğini ortaya koyan, görüntülere, seslere, sözcüklere ve boşluklara eşit davrandığı, sevgisini, ya da merhametini diyelim, paylaştırdığı eşsiz denemelerdi. Semih'in gazete yazılarını kitaplaştırmamak gibi bir seçimi olabilir ama, hem onlar gazete yazısı olarak değerlendirilemeyecek ölçüde, yoğunlukta yazılardı, hem de kitap olsa, benim gibi pek çok kişiyi de sevindirecek yazılar. Umalım ...

Semih şimdilerde şiir yazıyor mu bilmiyorum, belki o da yazıp yayımlamayanlardandır ama, okuduğum az sayıdaki şiiri bile, onun iyi bir yazı ve sinema adamı olduğu kadar, iyi bir şair olduğunun da işaretiydi benim için. Şiiri de umalım ...

Semih Kaplanoğlu'nun filmlerini de 'heyecan'la beklediğimi söyleyeceğim ama, benim 'heyecan'ımın onun filmlerinin ruhuyla, dokusuyla örtüşmeyeceğinden korkarım. Çünkü Semih'in tıpkı yazıları gibi filmler de insanı hemen heyecanlandıracak türden değiL. Ne 'Herkes Kendi Evinde', ne de 'Meleğin Düşüşü', o klişe deyimle 'görsel bir şölen'e davet etmiyor izleyicisini. 'Şölen' kelimesi böyle bir sinema için söylenebilecek en son şeyolsa da özellikle 'Meleğin Düşüşü' için, 'serin bir şölen' ya da 'sessizliğin şöleni' demek isterim. Semih'in yazısı ve sineması için belki de en uygun niteleme 'içten yanmalı' olduğudur.

Filmin konusu bir bakıma çok 'sıradan', pek çok hayatta ve evde yaşandığını tahmin edebileceğimiz sessizlik, konuşmama hali üstüne kurulu: Bir otel de kat temizlikçisi olarak çalışan Zeynep, aynı otelde birlikte çalıştıkları ve ondan hoşlanan Mustafa ve Zeynep'in tamircide çalışan sarhoş babası. Annesiz bir ev. Zeynep bir gece sarhoş babasının cinsel tacizine maruz kalır, bir başka gece de ölü bir kadından kalan geceliği giyip televizyon izlerken babasından bir tokat yer. Aynı gece sızmış babasını banyoya götüren Zeynep'i, biraz sonra kanlar içindeki banyoyu temizlerken görürüz. Mustafa'yı çağırır ve babasının bavula koyduğu
cesedini birlikte denize atarlar. Sonra Mustafa'nın evine giderler, filmin son sahnesinde ise çırılçıplak Zeynep'i şehre bakarken bırakırız. Sıradan deyişim, filmde dile gelen suskunluğa ilişkindir, neredeyse pek çoğumuzun hayatındaki, evindeki doğal haldir bu, fakat bunun ağırlığını, sıkıntısını anlatmak da ancak 'Meleğin Düşüşü'ndeki gibi güçlü bir sinema diliyle mümkündür. Sıkıntıyı bir gevezeliğe dönüştürmeden, ağırlığı hafifletmeye çalışmadan, boşluğu doldurmaya çabalamadan ve edebiyatın malzemesi olan sözcüklerden medet ummadan, olduğu, yaşandığı gibi göstermeyi ve bundan etkileyici bir film yapmayı başarmış Semih Kaplanoğlu.

'Film' dergisinin Ocak-Mart 2005 tarihli 8. sayısındaki 'Meleğin Düşüşü: Sınırları Zorlamak' adlı yazısında Yusuf Güven "Zeki Demirkubuz boşuna endişe etmesin artık; çünkü 'karanlık filmci' tabiri sadece onun üzerine kalmış değil" diyor. Ne Zeki'nin ne Semih'in 'karanlık filmler' yaptığı iddiasına katılmıyorum. Kesinlikle şu tatsız 'cool' anlamında değil, ama 'serin' filmler yaptıklarını düşünüyorum. Semih de söyleşisinde şöyle diyor: "Belirsizlik önemli bir durumdur benim için. Belirsizlik tahrik eder. İçinizdeki boşluğa işaret eder. Ve düşünmeye yöneltir. Belirsizliğin yarattığı mesafeye ihtiyacım var." (agd, s.53) Semih bu sözleriyle 'karanlık filmler
yaptığı' hususunu da 'aydınlatıyor' bence.

Bir de yine aynı söyleşideki şu sözleri var ki, şiir hususunda da tamamen katılıyorum: "Öbür yönetmenlerle birlikte olabilmek için film yapıyorum. Bir film görüyorum ve ondan etkileniyorum. Her film etkilenmelerin karşılığıdır." (agd, s.54) İster 'karanlık filmler' yapsınlar, ister 'belirsizlik'ten yola çıksınlar, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Semih Kaplanoğlu'nun 'seyrek seyirci'lerinden olmak, beni her zaman 'heyecanlandırıyor'.