|
05/02/2005
BİR MELEK NASIL DÜŞER
Fadime Özkan / Yeni Şafak
Senaryosunu-yazıp yönettiği ilk filmi 'Herkes Kendi Evinde' ile İstanbul Film Festivali ve Ankara Film Festivali'nde En iyi Film Ödülü'nü kazanan Semih Kaplanoğlu, aidiyet olgusunu, insanın gitme arzusunu sorguluyor ve seyirciye "insan nerenin yerlisidir?" sorusunu soruyordu. Herkes Kendi Evinde'den üç yıl sonra çektiği, senaryosu da kendisine ait olan 'Meleğin Düşüşü'nde ise büyük şehirlerdeki 'küçük' insanların 'şimdiki zaman' sıkıntısına, çaresizlik ve eylemsizlik hallerine odaklanarak genç kuşak minimalist yönetmenler arasına katılıyor.
1990'lar Türkiye'sinde yaşayan işçi sınıfına mensup bir baba kızın öyküsünden hareket ediyor Meleğin Düşüşü. Şehrin varoşlarında yaşayan ve büyük bir otelde temizlik görevlisi olarak çalışan Zeynep, geceleri sarhoş babasının tacizlerine maruz kalıyor. Arkadaşlık edebileceği, derdini anlatabileceği kimsesi yok. İçine düştüğü sıkıntıdan, kısır döngüden kurtulabilmek için çıkış yolunu ararken önce maneviyata sığınıyor. Adaklar adıyor, tüm popüler manevi mekanları dolaşıyor; türbelere, kiliselere gidiyor. Şehrin başka bir semtinde yaşayan ve Zeynep'inkinden farklı bir iç sıkıntısı yaşayıp farklı bir boyutuyla uç veren suçluluk duygusuyla boğuşan küçük burjuva sınıfından Selçuk'la yolları bir defalığına kesişiyor. Selçuk ölü karısının kıyafetlerini tanıdık biri aracılığıyla Zeynep veriyor. Kıyafetlerin yer aldığı bavul, Zeynep'in kaderini umulmadık biçimde değiştiriyor.
Masumiyetin yitiriliÅŸi
Mekanlar filmin önemli bir unsuru, öyküyü anlatmada belki de en önemli araç olarak çıkıyor karşımıza. Zeynep'in ve Selçuk'un yaşadıkları evler yaşanılan hayatların karşıtlığını vurgularken, evlerin içinde sürekli bir devinim içindeki ışık ve gölge kahramanların mutsuzluğunu ve çıkışsızlığını eşitliyor. Yönetmen hayatlarındaki kocaman kara deliklerle yaşayan iki kahramanının da içlerindeki boşluğu, yaşadıkları sıkıntının gerilimini kurduğu atmosferle başarıyla anlatıyor. Var olan gerilimin yıkıcı ve dönüştürücü potansiyelini sonuna kadar kullanıyor ve sıkıntıyı yaratan ayrıntıların belirsiz bir dönüşümün zeminini nasıl hazırladığını ustalıkla aksettiriyor. Sonunda zemberek boşalıyor elbette; kötülük iyiliğin, şeytanilik masumiyetin yerini alıyor; melek düşüyor!
Masumiyetin tükenişini ortaya koymakla yetinen yönetmen, iyinin ve kötünün ne olduğunu söylemiyor, izleyiciye herhangi bir tavsiyede bulunmuyor. Kader olgusunu belli bir mesafeden tartışıyor ama insanın kaderini değiştirme gücünün ne kadarına sahip olduğunu, bu gücü edinirkenki donanımın kaynaklarını açık etmiyor. Bir röportajında "(filmde) Tanrı'nın cennetten kovduğu 'düşkün melekler'e de bir gönderme var" diyor Semih Kaplanoğlu. Diyor ama Kur'an'ın bildirdiği haliyle, cennetten kovulan tek meleğin şeytan, cennetten kovulma nedeninin de insana secde etmesi emrine karşı gelmesi olması ile tüm çabalarına rağmen masumiyetini yitiren bir insanın şeytana uyması arasında nasıl bir bağlantı kurduğu anlaşılamıyor.
41. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 6 ödül birden alan, Berlin Film Festivali'nin en prestijli etkinliklerinden 'Forum Bölümü'nde gösterilecek olan Meleğin Düşüşü özgün, nitelikli ve çarpıcı bir yapım. Görmek bilmek istemeyeceğimiz ama görmek ve bilmek zorunda olduğumuz türden ağır ve karanlık bir öyküyü olabildiğince sade bir dille anlatıyor. insandaki en temel duygunun; adalet duygusunun incinmesinin nelere malolacağını, adalet arayışı şirazesinden çıktığında devreye şeytanın gireceği bilgisini cesur bir dille sorguluyor.
Filmi kasvetli havasına aldırmayıp yan okumalarla seyredenleri allak bullak edecek olan Meleğin Düşüşü, alması muhtemel ödüllerle 2005 yılına damgasını vuracak gibi görünüyor.
|